Eğitimde diyalog ve monolog arasındaki fark

Eğitim, yalnızca belirli bir müfredat aracılığıyla hazır bilgiyi aktarmanın bir aracı olmanın ötesinde, insan bilinci ile gerçeklik arasında bir sosyal ilişki ve yüzleşmedir. Yani, bireylerin farklı fikirlerle karşılaştığı, varsayımları sorguladığı, müzakere ettiği ve farklılıklarla nasıl yaşayacağını öğrendiği bir kurumdur; ancak ülkemizdeki eğitimin bir kısmı hala monolog mantığıyla işlemeye devam etmektedir. Monologda, öğretmen gerçeğin tek sahibi, öğrenci ise boş bir kap olarak görülür. Bu nedenle, günümüz eğitiminin görevinin sadece öğrenmeyi daha etkili hale getirmek ve daha yüksek notlar almak değil, aynı zamanda konuşma ve dinleme arasındaki denklemi değiştirmek olduğunu bilmek önemlidir.

Düzen ve kontrol yanılsaması yarattığı için monolog, yüzeysel olarak iyi görünür. Bu sistemde, öğretmen bilgiye sahiptir ve söylediklerinin öğrenci tarafından kabul edilmesi beklenir; hatta akademik başarı bile çoğu zaman öğrencinin aynı bilgiyi yeniden üretme yeteneğiyle ölçülür. Böyle bir sistemde, sınıf sessizliği düzenlilik, itaat öğrenme ve katlanma anlama olarak yanlış yorumlanır. Monologa dayalı bir eğitim, önceden hazırlanmış cevaplar vermeyi bilen bir öğrenci yetiştirirken, anlamlı sorular formüle etmeyi öğrenmemiştir. Bu nedenle, eleştirel düşünmeyi ve araştırmayı engeller ve gerçekliği, analiz, yorumlama ve değişim gerektiren canlı, sorunlu bir ufuk yerine, sabit ve değişmeyen bir manzara olarak görür. Sınıflar bu temelde işlediğinde, öğrencilerin iradesini zayıflatır ve eğitimi özgürlük ve kurtuluş yerine yabancılaşma aracı haline getirir.

Geleneksel öğretim yöntemlerine yönelik bu eleştiri, Brezilyalı eğitimci ve eleştirel filozof Paulo Freire'nin fikirlerine dayanmaktadır. Freire, Ezilenlerin Pedagojisi adlı kitabında, öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişkiyi şekillendirme teorisini temellendirmiş ve geleneksel ve monolojik bankacılık modelini, bilginin bir meta olarak ele alındığı ve öğretmenin onu öğrencinin pasif bilincine yerleştirdiği bir paradigma olarak tanımlamıştır. Bu, bir bankaya para yatırmak ve gerektiğinde (deneme süresi boyunca) çekmek gibidir.

Buna karşılık Freire, diyalog modelini benimseyerek, diyaloğun sadece öğrencilere daha fazla konuşma fırsatı vermek anlamına gelmediğini, aynı zamanda öğrencileri bilgi üretiminde kilit katılımcılar olarak övmek anlamına da geldiğini savundu. Böyle bir sınıfta öğretmen gücünü kaybetmez, aksine gücün doğasını değiştirir ve sadece bir bilgi kaynağı olmaktan çıkıp bir kolaylaştırıcı haline gelir. Öğretmen bir soru veya konu sunar, ardından öğrencilerle birlikte sorunu tanımlar ve yorumlar; böylece öğrencilerin sosyal ve entelektüel durumlarına dair eleştirel bir farkındalık geliştirirler.

Akademik kurumlarda ve eğitimde monologdan diyaloğa geçiş gereklidir ve ülkemizde okullardaki öğretmen yetiştirme kursları ve üniversite öğretim üyeleri için pedagoji kursları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Modern zamanlarda dünyayı saran teknoloji ve bilgideki hızlı değişimler nedeniyle, yalnızca bilgi ve olguların aktarılması bilimi eksik ve güncelliğini yitirmiş hale getirir. Buna karşılık, diyalog öğrencileri ve öğretmenleri çeşitli durumları ve olayları değerlendirmek ve farklı bakış açılarını bir araya getirmek için gerekli olan derinlemesine analiz konusunda eğitir. Statüyle değil, açık tartışma ve sorgulama yoluyla entelektüel güç kazanılan bir ortam yaratır. Öğrencilerin konuşmaya, dinlemeye, tartışmaya ve bakış açılarını savunmaya teşvik edildiği bu derslerde, sadece akademik bilginin ötesinde, öğrenciler arasında yurttaşlık ruhu da aşılanır.

Yani, eğitimin geleceği dinleme ve konuşma arasında bir denge kurmaktır. 21. yüzyılda iyi bir eğitim kurumu, öğrencilere sadece ne düşüneceklerini değil, aynı zamanda nasıl düşüneceklerini, nasıl dinleyeceklerini, nasıl soru soracaklarını ve farklı görüşlerle nasıl yaşayacaklarını da öğretir. Bu incelikli konuşmalara alan açmak, eğitimi entelektüel özgürleşme için kalıcı ve canlı bir güç olarak tutar; bireylerin sadece çevrelerindeki dünyayı anlamalarını değil, aynı zamanda geleceğini şekillendirmede aktif olarak yer almalarını da sağlar. Sonuç olarak, en güçlü sınıf, tek bir sesin hakim olduğu değil, farklı seslerden oluşan bir grubun birlikte nasıl düşüneceğini, eleştireceğini ve fark yaratacağını öğrendiği bir alandır.

Kendisi araştırmacıdır ve sosyoloji alanında doktora derecesine sahiptir. Psikososyal Danışmanlık Merkezi Direktörü ve Ulusal Teknoloji Enstitüsü'nde öğretim görevlisidir. Aynı zamanda Dünya Teknik ve Meslek Enstitüsü'nde ve Süleymaniye Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.